WWW.BAROKULU.NEWFORUM2U.COM

Sitemize hoşgeldiniz umarız size faydalı oluruz..

BAR KÜLTÜRÜ,ALKOLLÜ İCECEK VE KOKTEYL SİTESİ

SİTEMİZDEN FAYDALANABİLMEK İÇİN ÜYELİK GEREKLİDİR & SİTEMİZE YARDIMCI ARKADAŞLAR MODERATORLAR ARIYORUZ
CANARY ISLAND

    DİWALİ NEDİR

    Paylaş
    avatar
    Admin
    Admin

    Mesaj Sayısı : 408
    Points : 1875
    Reputation : 2
    Kayıt tarihi : 08/04/09

    yeni DİWALİ NEDİR

    Mesaj tarafından Admin Bir Paz Şub. 03, 2013 7:53 am

    Diwali, Hindistanlıların her yıl ekim ayı içerisinde kutladıkları bir şenliğin adı. Hollandalılar Divalifeest (Divali şenlikleri) diyorlar. Bu şenlikleri biraz da dinsel yani olan bir bayram olarak da düşünebiliriz. Fakat bizim dini bayramlardaki gibi bir saygı gösterme ya da görüş günü değil, eğlence ve coşku günü olarak düşünmek gerek. Çünkü şenliklerin ana felsefesi iyi(lik)lerin-kötü(lük)lere ve ışığın- karanlığa karşı zaferidir. Diwali şenliklerinin kaynağı bir efsanedir. Bu efsanenin özünü oluşturan öykü ise Hindistan lıların efsanevi kahramanı Prens Ramajana’nın öyküsüdür. Fakat bu öyküyü bazı dini gruplar da sahiplenip Mutluluk Tanrıçası Laksmi ile özdeşleştirmektedirler. Bu nedenle şenliklerin havasına biraz mistik hava karışır. Bana göre önemli olan kimin sahiplendiği değil, efsanenin dilden dile aktarılarak ve şenliklerle kutsanarak günümüze kadar gelmiş olmasıdır. Günümüze kadar gelen bu efsaneye bütün Hindistanlılar ya da Hindistan kökenlilerin sahip çıktığını söyleyemeyiz. Fakat Hindistanlıların büyük bir bölümü her yıl (diya)lar yakarak bu şenliklere katılırlar. Daha önceleri sadece diya yakılarak(karanlığa karşı özel bir aydınlatıcı) kutlanan şenlikler, son zamanlarda havai fişek gösterileriyle kutlanmaktadır.

    Tradisyonel olarak Hindistanlılara ait olan Diwali şenlikleri, Hollanda’da da her yıl düzenli bir şekilde kutlanır. Zaten benim ilgimi çeken yönü de Hindistanlıların bayramını Hollandalıların da kutlaması oldu. Böylece konuyu araştırmaya başladım. Araştırmalarım sonucunda öğrendim ki, şenlikleri Hollandalılar değil de, Sürinam’dan (Hollanda Guyana’sı) gelen ve Hindistan kökenli Hollandalılar kutluyorlar. Yani Hollandalılar 16. yüz yılda esir ticareti yaparken Hindistan’dan Orta Amerika’ya götürdükleri insanların efsanelerini de birlikte götürmüşler. Şimdi de çok kültürlü bir toplumda kültürlerin bir arada yaşamaları için yoğun çaba göstererek ayrı kültürel mirasları da Hollanda kültürünün bir parçası yapmaya çalışıyorlar. Fakat olayın en güzel yanı efsanenin bir başka ülkede de olsa her yıl soluk alıp vererek yaşamasını sürdür mesidir.

    Bu kısa açıklamadan sonra efsanenin konusunu oluşturan Prens Ramajana ve karısı Sita’nın öyküsünü anlatalım.

    Kaynaklara göre öykü şöyle:

    Çok uzun zaman önce Hindistan’da Dasrath adında bir kral varmış. Bu kralın dört oğlu varmış. Oğullarının en büyüğü Ramajana’yimiş. Halk kendine yakın bulduğu için Prens Ramajana’ya kısaca Rama diyormuş. Prens Rama, geleneklere göre kral adayıymış ve halk tarafından da çok seviliyormuş. Halk kralın yaşlandığını sık sık dile getirerek, bir an önce Rama’nın kral olmasını istiyormuş. Fakat Rama çok dürüst bir insan olduğu için kurallara uyarak, kral olacağı zamanı bekliyormuş.

    O sıralar yaşlı Kral Dasrath ikinci kez evlenmiş. Bir süre sonra da ikinci karısından bir oğlu olmuş. Oğlu olduktan sonra kralın genç karısı kara kara düşünmeye başlamış. Öyle ki, kocasından sonra Prens Rama’nın kral olacağı aklına geldikçe, uykuları kaçıyor, lokması boğazında düğümleniyormuş. Kendi hükümranlığını sürdürebilmek ve oğlunun kral olabilmesini sağlamak için yollar araştırmaya başlamış. Sonunda istediklerini elde edebileceği bir hile bulmuş. Durumu sezdirmeden yaşlı kocasının iyi bir anını beklemiş. Bu an gelince de derin derin iç çekmeye başlamış.

    Karısının bir dediğini iki etmeyen Kral, iç çeken karısına ne derdinin olduğunu sormuş. Kurnaz kadın hemen ona:

    - Sen evlenmeden önce bana, karım olursan senin iki dileğini yerine getireceğim demiştin, diye söylemiş.

    Kral Dasrath:

    -Doğru, demiş. Sonra da, neler diliyorsun benden? Diye sormuş.

    Kurnaz kadın, biraz da nazlanarak:

    -Birinci dileğim benim oğlum Prens Bharat’ın senden sonra kral olması, ikinci dileğim ise; Prens Rama’yı on dört yıllığına başka bir ülkeye sürgün etmen, demiş.

    Kral, bu istekleri çok garip karşılamış ama karısına verdiği sözü de yerine getirmiş.

    Böylece Prens Rama karısı Sita ve kardeşi Latjhman ile bir başka ülkeye sürgün edilmiş. Bu ülke Sri Lanka’ya çok yakınmış. O zamanlar Sri Lanka’da Ravanna adında kötülerin kötüsü bir kral varmış. Kral Ravanna, Prens Rama ve karısı Sita’yı çok iyi tanıyormuş. Hatta Sita’nın dillere destan güzelliğini de biliyormuş. Onların sürgün edildiğini duyunca kötü yüreği heyecanla çarpmaya başlamış ve ne pahasına olursa olsun güzel Sita’yla evlenmeyi düşünmüş. Fakat Sita kocası Prens Rama’yı çok seviyormuş.

    Bütün tuzaklarını deneyip Sita’yı elde edemeyen Kral Ravanna, bir gün giysilerini değiştirip dilenci kılığına girmiş. Prens Rama ve kardeşi Latijhman’ın evde olmadığı bir sırada dilenci kılığındaki Ravanna kapının önüne gelerek Sita’dan sadaka istemiş. İyi yürekli Sita sadaka vermek için kapıyı açınca, Kral Ravanna onu yakalamış. Önce dil dökerek razı etmeye çalışmış ve ona aşık olduğunu söylemiş. Fakat Sita kocasından başka kimseyi sevemeyeceğini ve ölse de başka kimseyle evlenmeyeceğini söylemiş. Kral Ravanna, Sita’nın iyilikle kendisiyle evlenmeye razı olmayacağını anlayınca, onu tutsak edip Sri Lanka’ya doğru yola çıkmış. Yakındaki ormanlarda onu bekleyen askerleri de onları izlemiş.

    Prens Rama ve kardeşi eve dönüp olayı öğrenince çok kızmışlar ve az sayıdaki askerleriyle kötü kralın arkasına düşmüşler. Geçtikleri ormanlar çok sık olduğu için yollarını kaybetmişler. Yollarını kaybettiklerini gören ayılar ve maymunlar onlara yardım etmiş. Böylece kestirme yollardan hızla yol alan Prens Rama’nın askerleri, kısa zamanda Kral Ravanna’nın askerlerine yetişmişler. Fakat Kral Ravanna’nın askerleri çok olduğu için doğrudan saldıramıyorlarmış. Böylece savaş uzadıkça uzuyormuş. Sonunda Kral Ravanna’nın askerleri yenilmiş..

    Sita tutsak olduğu günlerde karanlık bir yere hapsedildiği için sürgün günlerini saymayı unutmuş. Fakat Prens Rama bir yandan savaşırken, bir yandan da sürgününün biteceği günü hesap ediyormuş. Karısı Sita’ya kavuştuğu gün, karısına:

    -Sita benim bugün en mutlu günüm, hem sana kavuştum, hem de sürgünümüz sona erdi. Haydi şimdi kendi ülkemize gidiyoruz, demiş.

    Sita da çok sevinmiş ve hep birlikte yola çıkmışlar. Bu iyi haber daha Prens Rama ve karısı Sita yoldayken Hindistan’da duyulmuş. Halk sokaklara dökülmüş. Ülkeyi bir bayram havası sarmış, çünkü kral öldükten sonra halk çok acı çekmiş. Herkes Prens Rama’nın dönmesiyle bütün kötülüklerin biteceğine ve karanlıklardan kurtulacaklarına inandıkları için onların ülkeye ayak bastıkları gün, büyük şenlikler olmuş. Diyalar yakılarak karanlıklar aydınlatılmış.

    Böylece efsanevi öyküye göre iyiler kötüleri yenmiş, aydınlık da karanlığa galip gelmiş.

      Forum Saati Çarş. Eyl. 20, 2017 3:31 am